Trafik Kazaları ile ilgili 2918 nolu Yasa İle İlgili Detaylar

2918 Nolu Yasa Dikkatli Okuyunuz…

Kimsenin Başına Gelmesin Ama, Diyelim Ki Trafik Kazası Geçirdiniz. Yaralı Var, Hastaneye Gittiniz.
Sizlerin 2918 Nolu Yasayi Bilmediğinizi Zannederek,
‘Yapılacak Müdahale Ve Tedavi Ücretlerini Ödeyeceğinize Dair Şu Belgeyi İmzalayın’
Teklifi İle Karşılaşırsınız….
Ancak Siz De ‘Bu Belgeyi İmzalamazsam, Bana Müdahale Ve Tedavi Etmeyeceğinize Dair Bir Belgeyi İmzalayıp Tarafıma Getirin.’…
Dediğiniz Anda,
Hastanenin Bütün İmkanları Sizin İçin Seferber Olacaktır.
***
2918 Sayılı Trafik Kanununu Mutlaka Okuyun.
Tüketiciler Birliği, Kazazedelerin Haklarıyla İlgili Bir Rapor Hazırladı.
Trafik Kazasi Sonucu Yaralanan Ve Hastaneye Kaldırılarak Tedavi Altına Alınan Kazazedelerin,
Kanuna Göre Tedavi İçin Ücret Ödememesi Gerektiği Belirtildi.
Kaza Sonucu Yaralanan Ve Herhangi Bir Hastanede Tedavi Gören Kazazedelerden,
Bu Tedavilerine Karşılık Hastane Tarafından Ücret Talep Edilemeyeceğinin Belirtildiği Raporda,
2918 Sayili Trafik Kanunu’na Göre :
”Herhangi Bir Trafik Kazası Sonucu Yaralanan Kişi, En Kısa Sürede Hastaneye Yetiştirilmek Ve Gereken Tedavinin Yapılması”
Hükümlerini İçeriyor.
Yönetmeliğe Göre,
” Hastane Acil Servisi, Kendisine Gelen Kazazedenin’
Maddi Durumu, Sosyal Güvencesinin Olup Olmadığına Ve Hastanın Özelliğine Bakmadan, Gereken Tedaviyi Ve Müdahaleyi Herhangi Bir Ücret Talep Etmeden Yapmak Zorundadır.!!
Bu Tedavi Sonucu Oluşan Masrafin İse Sağlik Bakanlığı, Karayolları Trafik Döner Sermaye İşletmesi Tarafından Karşılanacağının Belirtildiği Rapora Göre;
Vatandaşların Haklarını Bilmediği İçin Sorunlar Yaşandığını Ve Hastanelerin Bu Kanundan Bihabermiş Gibi Gözüküp, Vatandaştan Para Talep Etmelerinin Suç Olduğu Belirtildi.

Tanıdığınız herkese iletmek için bu yazımızı paylaşabilirsiniz.

2015-arac-sigortasi-hesaplama

Daha detaylı bilgi için 2918 No’lu Kanunun Tamamını okuyabilirsiniz.

2918 SAYILI  KARAYOLLARI
TRAFİK KANUNU UYARINCA
ARAÇ İŞLETENİN SORUMLULUĞU
(SORUMLULUĞUN ŞARTLARI)

 

§.1.İŞLETENİN SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI

 

1. İŞLETİLME HALİNDEKİ ARACIN VERDİĞİ ZARARLARDAN SORUMLULUK:

 

KTK. m. 85/1 uyarınca bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, işleten sayılan kişi (veya kişiler) bu zarardan sorumlu olacaktır.

 

Bir kimsenin, bir motorlu aracın işletilmesinden doğan zarar nedeniyle KTK uyarınca sorumlu tutulabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması gerekir.

 

  1. Bir motorlu araç olmalıdır:

 

KTK.’nun tanımlar başlıklı 3. maddesine göre araç: karayolunda kullanılabilen motorlu, motorsuz ve özel amaçlı taşıtlar ile iş makineleri ve lastik tekerlekli traktörlerin genel adıdır. Taşıt ise, karayolunda insan hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlardır. Bunlardan makine gücü ile yürütülenlere motorlu taşıt, insan ve hayvan gücü ile yürütülenlere motorsuz taşıt denir.

 

Kanun motorlu aracın değil, motorlu taşıtın tanımını yapmıştır. KTK’nda motorlu aracın işletilmesinden doğan sorumluluk düzenlendiğinden, öncelikle motorlu aracın ne olduğunun bilinmesi gerekir. KTK’ndaki tanımlardan hareketle motorlu taşıt şu şekilde tanımlanabilir: kendi bünyesinde bulunan bir makinenin (motorun) ürettiği güç sayesinde, kendi dışındaki bir kuvvete ihtiyaç duymadan, toprak üzerinde kendi kendine hareket edebilen araçlara motorlu araç denir [1].

 

Bu bakımdan otomobil, minibüs, otobüs, kamyonet, kamyon, motosiklet, bir makine gücü ile hareket ettikleri için KTK’na tabidir. Troleybüsler de kanunda tanımı yapılmamakla birlikte, otobüs sınıfına dahil edildiklerinden KTK kapsamındadır [2].

 

Motorlu araçların karayolu üzerinde hareket edebilme özellikleri nedeni ile sabit olarak çalışan makineler ve sabit olmadıkları halde belli bir nokta üzerinde çalışan makineler (örneğin vinçler) KTK kapsamında değildirler [3].

 

Yapılış amaçları itibariyle hem karada hem de suda işletilebilecek nitelikteki araçların (örneğin hovercraft) veya hem havada hem de karada işletilebilecek araçların, karada işletilirken verdikleri zararlar KTK m. 85/1 kapsamındadır [4].

 

Yalnız havada veya yalnız suda işletilmek üzere inşa edilen araçların karada hareket etmeleri nedeni ile verdikleri zararlardan sorumluluk (örneğin bir geminin fırtına nedeni ile karaya çıkmasının veya bir uçağın karayoluna zorunlu iniş yapmasının bir zarara sebep olması nedeni ile sorumluluk) KTK’na tabi değildir [5].

 

Raylar üzerinde hareket eden araçlardan tramvayların verdikleri zararlar nedeni ile sorumluluğun KTK’na tabi olması gerektiğini ifade eden görüşler mevcuttur. Bu görüşleri savunanlar tramvayların karayolu üzerinde bulunan raylar sayesinde hareket ettiğini, dolayısıyla bu araçların da karayolu üzerinde hareket edebilme yeteneğine sahip olduklarını ve bu nedenle sorumluluklarının KTK’na tabi olması gerektiğini ifade etmektedirler[6]. Biz, tramvayların karayolu üzerinde bulunan raylar sayesinde hareket etme ölçütünün esas alınmasının şekli olduğu görüşündeyiz. Ancak tramvaylar büyük çoğunlukla şehir içi toplu taşıma aracı olarak, genellikle şehir merkezlerinde işletilmektedirler. Kalabalık insan ve araç toplulukları arasında işletilen bu araçların işletilmeleri nedeni ile zarar verme ihtimalleri yüksek bulunduğundan, bu araçları KTK’ nda motorlu araç işletenin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerin dışında tutmanın, zarar göreni koruyucu mahiyette olmayacağının ve bu nedenle tramvayların işletilmeleri nedeni ile verdikleri zararların da KTK’ na tabi olması gerektiğini düşünüyoruz.

 

Trenlerin işletilmeleri nedeniyle verdikleri zararlardan sorumluluğun KTK’ na tabi olmadığı yönünde öğretide bir görüş birliği vardır. Ancak Yargıtay, hemzemin geçitlerde meydana gelen kazalar neticesinde oluşan zarardan dolayı TCDD’nin sorumluluğunun KTK’ na tabi olduğu görüşündedir [7].

 

Römork, yarı ve hafif römorklar KTK anlamında bir motorlu araç olmadıkları halde bunların ve yedekte çekilen bir motorlu aracın verdileri zararlar nedeni ile sorumluluğun, KTK m. 85/1’e tabi olduğu KTK’ nun 102. maddesinde belirtilmiştir.

 

Bir aracın motorlu araç sayılabilmesi için, yetkili organlarca trafiğe çıkış izni verilmiş olması, sigortalanmış olması gibi koşullar aranmaz[8].

 

  1. Araç işletilme halinde olmalıdır:

Motorlu araçların işletilmesi büyük tehlikeler arz ettiği için, KTK., tehlike sorumluluğu esasını benimseyerek, bu araçların işletilmesinden doğan zararlardan dolayı işleteni kusursuz olarak sorumlu tutmuştur [9]. Ancak bu sorumluluk hali aracın işletilmesine bağlı bir sorumluluktur. İşletilme halinde olmayan bir aracın verdiği zararlar nedeni ile meydana gelen zararlardan dolayı sorumluluk bir kusur sorumluluğu olup bu konu ilerde ayrıca anlatılacaktır.

 

Bir motorlu aracın zarara sebep olduğu anda işletilme halinde olup olmadığının bilinmesi için öncelikle işletilme kavramının ne olduğunu belirlemek gerekir. İşletilme konusunda iki ölçüden hareket edilmektedir:

 

  1. Mekanoteknik görüş: Bu görüşe göre, motorlu araçların tehlike arz etmeleri, bunların kendi güçleri ile hızla hareket edebilmelerinden kaynaklanır. Yüksek hıza ulaşabilen hareket halindeki kütleler için kayma tehlikesi, aniden yön değiştirme güçlüğü, kısa mesafede durma güçlüğü, teknik aksaklıkların ortaya çıkma ihtimali mevcut olan tehlikelerden yalnızca birkaçıdır[10].

 

Mekanoteknik görüşe göre bir kaza aracın, kendisine hareket edebilme yeteneği kazandıran aksamlarından en az birinin (özellikle motorunun ve ışık tertibatının) çalışmasının yarattığı tehlike nedeni ile doğmuşsa, bu durumda tehlike sorumluluğu ve dolayısıyla kusursuz sorumluluk vardır.

 

  1. Trafığe çıkarma görüşü: Bu görüş uyarınca, motorlu aracın trafiğe çıkarılması özel bir işletme tehlikesini de beraberinde getirir. Bir motorlu aracın tehlike arz etmesi onun bir makine olmasına değil, kendi kendine hareket edebilen bir araç olmasına dayanır. Motorlu araçlar, karayolunda yüksek hızlarla hareket edebilirler. Bu şekildeki hareket kabiliyeti neticesinde meydana gelecek bir kaza ağır maddi ve manevi kayıplara neden olabilir. Bu nedenle, tehlike sorumluluğu yönünden aracın işletilme halini tayin ederken, aracın hareket halinde olması ile bağlantılı bütün olayların birlikte değerlendirilmesi gerekir[11].

 

Birçok halde mekanik olarak işletilme halinde olmayan bir araç, işletilme halindeki araca nazaran daha büyük zararların doğmasına sebep olabilir. Örneğin, belli bir hıza ulaştıktan sonra motoru durdurularak kullanılan bir aracın verebileceği zarar, kırmızı ışıkta duran ve motoru çalışmakta olan bir araçtan daha fazladır. Ayrıca, tehlike sorumluluğunu sadece mekanik olarak işletilme halinde olan bir araçlara uygulamak yasanın uygulanma alanını da daraltır. Bu nedenle biz trafiğe çıkarma görüşüne üstünlük tanınması gerektiği görüşündeyiz.

 

  1. Aracın işletildiği yer karayolu olmalıdır:

KTK. m. 3 karayolunu, “trafik için kamunun yararlanmasına açık olan arazi şeridi, köprüler ve alanlardır” şeklinde tanımlamıştır. KTK’nun kanunun uygulanma alanını belirleyen 2. maddesinin a ve b bentlerinde karayolu kavramının kapsamı genişletilmiştir. Bu bentler uyarınca “ karayolu dışındaki  alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile, erişme kontrollü karayollarında ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, karayolu araçlarına ayrılan kısımlarında da bu kanun hükümleri uygulanır”.

 

Motorlu araç karada hareket etmelidir. Toprak üzerinde ve özellikle karayolunda hareket eden araçlar KTK anlamında motorlu araç sayılırlar. Bu unsur, karayolu araçlarını havada suda veya ray üzerinde hareket eden hareket eden araçlardan ayırır [12].

 

Motorlu araçların işletilmesinin bir tehlike arz ettiğini ve bu nedenle kusursuz sorumluluk ilkesinin getirildiğini daha önce belirtmiştik. Madem ki  bu ilke motorlu aracın işletilmesinin yarattığı tehlike nedeniyle getirilmiştir, o halde, araç işletenin sorumluluğunun işletme alanı ile sınırlandırılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Sorumluluğun işletme alanı ile sınırlandırılması, bazı hallerde zarar görenlerin hakkının korunamamasına neden olabilir.

 

  1. Aracın işletilmesi nedeni ile bir zarar doğmalıdır:

Araç işletenin sorumlu tutulabilmesi için öncelikle bir zarar doğmuş olmalıdır. Herhangi bir zarar meydana gelmeden araç işletenin sorumlu tutulması düşünülemez. Zira böyle bir durumda işletenin ne ile sorumlu olduğu başka bir deyişle işletenin neden dolayı, neyi, nasıl tazmin edeceği  bilinemez.

 

KTK .m. 85 uyarınca, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar”.  Madde metninden de anlaşılacağı üzere işletenin sorumluluğunun doğması için, motorlu aracın işletilmesinin bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin uğramasına sebep olması gerekir. Ancak işletenin bu hüküm uyarınca tazmin edeceği zararlar yalnız maddi zararlardır. Zira, KTK. m. 90 uyarınca manevi tazminat talepleri Borçlar Kanunu’na (m. 47) tabidir.

 

KTK, araç işletme faaliyeti nedeniyle meydana gelen zararların tamamından dolayı araç işleteni kusursuz olarak sorumlu tutmamıştır. Aşağıda sayılan haller dışında kalan zararlar Borçlar Kanunu’ nun  genel hükümlerine tabidir. Bu konu ilerde genel hükümlere tabi sorumluluk başlığı altında ayrıca anlatılacaktır.

 

KTK uyarınca bir motorlu aracın işletilmesi:

  1. a)                bir kimsenin ölümüne sebep olmuşsa, bu durumda işletenin sorumluluğu, ölüm derhal geçekleşmemişse ve kişiye ölmeden önce tedavi uygulanmışsa bu nedenle ödenen tedavi giderleri ile kişinin tedavi suresince elde edemediği gelirleri, defin masraflarını ve destekten yoksun kalma tazminatı ile sınırlıdır. Ölüm derhal gerçekleşmişse, bu durumda tazminat miktarı defin masraflarını ve destekten yoksun kalma tazminatını kapsar [13].
  2. b)                bir kimsenin yaralanmasına sebep olmuşsa, işleten tedavi ve bakım giderleri ile yaralanan kişinin tedavi dönemi içinde elde edemediği gelir miktarından sorumludur [14].
  3. c)           bir şeyin (eşyanın) zarara uğramasına neden olursa,
  4. ca)      işletme faaliyeti nedeni ile eşya kullanılamaz hale gelmişse, eşyanın değerini ve o eşyayı kullanamamaktan dolayı yoksun kalınan karı,
  5. cb)      eşya hasar görmüşse, bunun tamiri için yapılan masraflar ile hasar nedeniyle eşyanın kaybettiği değer ve eşya sahibinin eşyayı kullanamamaktan kaynaklanan zararı ve yoksun kaldığı karı, araç işleten kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin etmelidir[15].

 

Şunu da belirtelim ki, yoksun kalınan karı ancak eşyayı bir mesleki faaliyette kullanan kişiler talep edebilir. Tazminat miktarı da, eşyayı kullanamamaları nedeni ile elde edemedikleri karı kapsar [16].

 

  1. Zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır:

KTK. M. 85 uyarınca araç işletenin sorumlu tutulabilmesi için, araç işletme faaliyeti ile zarar arasında uygun illiyet (nedensellik) bağının bulunması gerekir. Uygun illiyet bağı, bir olayın, olayların normal akışına göre ve olağan hayat tecrübelerine göre, gerçekleşen zararı meydana getirmeye elverişli bulunmasıdır. Başka bir ifade ile, neden sonuç ilişkisi içinde bir olay diğerinin sebebi sayılıyorsa, olay gerçekleşen sonucun doğmasına neden oluyorsa veya bu sonucun doğumunu kolaylaştırıyorsa, bu durumda olay ile sonuç arasında illiyet bağı vardır [17].

 

KTK açısından uygun illiyet bağı, motorlu araç işletme faaliyetinin bir zarara sebep olmasıdır. Zararın motorlu aracın işletilmesi nedeniyle meydana geldiği kabul edilebiliyorsa, başka bir ifade ile araç işletilmeseydi zarar meydana gelmezdi denilebiliyorsa, bu durumda uygun illiyet bağının varlığı kabul edilir. Meydana gelen zarar ile motorlu araç işletme faaliyeti arasında ilgi bulunmasına rağmen, işletme faaliyeti zararın sebebini oluşturmuyorsa diğer bir deyişle işletme faaliyeti o zararın doğumu için yetersiz kalıyorsa bu durumda uygun illiyet bağı bulunmadığı için işleten KTK. m. 85 uyarınca sorumlu tutulamayacaktır [18].

 

İlliyet bağının bulunduğunu kabul etmek için, işletilen aracın zarar gören kişi veya eşyaya temas etmesi gerekli değildir (bir aracın uzun hüzmeli farlarından çıkan ışığın karşı yönden gelen başka bir aracın sürücüsünün gözlerini kamaştırması nedeni ile bir kazanın meydana gelmesi halinde olduğu gibi).  Aracın işletilmesi ile zarar arasındaki illiyet bağı dolaylı da olabilir [19].

 

İşletenin KTK uyarınca sorumlu tutulabilmesi için zarar görenin, zarar ile motorlu aracın işletilmesi arasında uygun illiyet bağı olduğunu ispat etmesi gerekir. Burada ispat yükü zarar görendedir [20].

 

  1. İşleten kurtuluş beyyinesi getirememiş olmalıdır:

KTK’ nda motorlu araç işletenin sorumluluğu bir tehlike sorumluluğu ve buna bağlı olarak kusursuz sorumluluk hali olarak düzenlenmiştir. İşleten zararın oluşumunda kusuru olmasa dahi sorumlu tutulacaktır. İşletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için KTK. m. 86′ da sayılan kurtuluş beyyinelerinden birini ispatlayabilmesi gerekir [21].

 

KTK’ nun 86. maddesi uyarınca ” işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.”.

 

İşletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için öncelikle kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ve araçtaki bir bozukluğun zarara neden olmadığını ispatlamalıdır. Ancak sadece bu durumun ispatı işletenin sorumluluktan kurtulması için yeterli değildir. işleten bu durumu bir ön şart olarak ispatlayacak ve bununla birlikte zararın bir mücbir sebepten veya zarar görenin yahut bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat edecektir [22]. Aşağıda bu şartlar ayrı başlıklar halinde incelenecektir.

 

  1. a) İşleten kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ve araçtaki bir bozukluğun zarara neden olmadığını ispatlamalıdır:

İşletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için bu şartlardan ikisini birden kanıtlaması gerekir. İşleten hem kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını hem de araçtaki bir bozukluğun zarara neden olmadığını ispatlamalıdır [23].

 

İşletenin ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin her türlü kusuru göz önüne alınacaktır. KTK, bir aracı trafiğe çıkarmanın ve aracı işletmenin kurallarını 46. vd. maddelerde belirlemiştir. Gerek KTK’ da gerekse diğer yasalarda bulunan kurallara aykırı araç kullanımı bir zarara sebep olmuşsa, işleten sorumlu tutulacaktır. Ancak işletenin sorumluluktan kurtulmak için yasalarda bulunan bu kuralların hepsine uyduğunu ispat etmesi beklenmemektedir. İşleten sadece zarar görenin ihlal edildiğini iddia ettiği kuralın ihlal edilmediğini ispat edecektir [24].

 

Zarara araçtaki bir bozukluğun neden olmadığı hususunda ise, zarara araçtaki bir bozukluğun neden olmadığını ispat edemeyen işleten sorumlu tutulacaktır. İşletenin araçta bir bozukluk bulunmadığını ispat ederken, aracın bütün unsurlarının sağlam olduğunu değil, sadece zarara neden olduğu iddia edilen kısımların bozuk olmadığını ispat edecektir. Ayrıca ispat yükü, zararın doğumunda rol oynayabilecek kısımlarla ilgilidir. Zararın doğumunda etkili olmayacak kısımların bozuk olmadığının ispat edilmesi gereksizdir [25] (mesela gündüz meydana gelen bir kazada, aracın far ayarlarının bozuk olmadığının ispatlanması gerekmez).

 

Sorumluluk açısından araçtaki bozukluğun sebebi önemli değildir. Bozukluk imalat hatasından, tamir hatasından veya bakım eksikliğinden ileri gelebilir. Araçtaki bozukluğun sebebine bakılmaksızın işleten sorumlu tutulur. Ancak bozukluk zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanmışsa işleten, zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulabilir [26].

 

Kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ve araçtaki bir bozukluğun zarara neden olmadığını bir ön şart olarak ispatlayan işleten, ayrıca illiyet bağını kesen sebeplerden (zararın bir mücbir sebepten veya zarar görenin yahut bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini) birini de ön şartla beraber ispatlamalıdır.

 

  1. b) İlliyet bağını kesen sebepler:
  1. ba) Mücbir sebep:

Mücbir sebep, önceden tahmin edilmesi imkansız olan, işletenin işletmesi dışında meydana gelen ve zorunlu olarak bir kuralın ihlaline sebep olan olaydır [27].

 

Mücbir sebebi oluşturan olay işletilen aracın dışında olmalıdır. Bu nedenle, araçta aniden meydana gelen (lastik patlaması, rot çıkması gibi) olaylar mücbir sebep sayılmazlar [28].

 

Mücbir sebepler büyük çoğunlukla doğa olaylarına ilişkindir. Ancak bu olaylar önceden öngörülemez nitelikte olmalıdır. Birer doğal olay olmalarına rağmen buzlanma, kar, yağmur, sis gibi olaylar mücbir sebep olamazlar. Çünkü bu tip olaylar sıklıkla görülen ve motorlu araç işletme tehlikesinin içinde bulunan olaylardır. Bu nedenle mücbir sebep olarak kabul edilen olaylar deprem, sel, heyelan, çığ ve taş düşmesi, yanardağın lav püskürtmesi gibi olaylardır [29] (karayolunda seyreden bir araç tam köprünün altındayken deprem olması ve köprünün yıkılarak aracın üstüne düşmesi gibi).

 

  1. bb) Zarar görenin ağır kusuru:

İşletenin zarar görenin ağır kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulabilmesi için, zarar görenin kusurunun zararın tek sebebi olması gerekir [30] . Zarar görenin kusuru, zarara sebep olabilecek nitelikte olmalıdır. Zarar görenin her türlü kusuru illiyet bağını kesmez. İşletenin sorumluluktan kurtulması için zarar görenin kusurunun ağır olması gerekir [31] .

 

  1. bc) Üçüncü kişinin ağır kusuru: 

KTK. m. 86/1 kapsamında değerlendirilen üçüncü kişiler araç işletenin kendisi ve eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişiler ile zarar gören dışında kalan kişilerdir [32]. Aracın çalınmış veya gasbedilmiş olması halinde, çalan veya gasbeden kişiler ile ilgili olarak KTK’ nda özel bir düzenleme yapıldığından bu kişiler 86. madde kapsamında değildir.

 

Üçüncü kişinin her türlü kusuru işleteni sorumluluktan kurtarmaz. İşletenin sorumluluktan kurtulabilmesi için üçüncü kişinin kusurunun ağır başka bir deyişle illiyet bağını kesecek yoğunlukta bulunması gereklidir [33] (kaldırımda yürümekte olan iki kişiden birinin diğerini yoldan geçmekte olan bir kamyonun önüne itmesi gibi).

 

  1. İŞLETİLME HALİNDE OLMAYAN BİR ARACIN SEBEP OLDUĞU ZARARDAN SORUMLULUK:

İşletilme halinde olmayan bir aracın verdiği zararlar nedeniyle sorumluluk KTK’ nun 85/3. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca, “İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir”.

 

KTK, motorlu araç işletenin sorumluluğunu yalnızca aracın işletilmesi nedeni ile doğan zararlarla sınırlandırmamış ve işleteni, işletilme halinde olmayan bir aracın verdiği zararlar nedeni ile de sorumlu tutmuştur. Ancak bu sorumluluğun niteliği olağan bir kusur sorumluluğudur[34]. Çünkü zarar gören, zararın işletenin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusur veya araçtaki bir bozukluk nedeni ile meydana geldiğini ispatlamalıdır.

 

İşletenin, işletilme halinde olmayan bir araç nedeniyle meydana gelen bir zarardan sorumlu tutulabilmesi için gerekli şartlar şunlardır:

 

  1. Zarar işletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından doğmalıdır:

İşletenin KTK. m. 85/3 hükmü uyarınca sorumlu tutulabilmesi için öncelikle zararın bir trafik kazasından doğmuş bulunması gerekir. Bir trafik kazası yoksa işleten bu hüküm uyarınca sorumlu tutulamaz. Bu nedenle, trafik kazası kavramının neyi ifade ettiğinin bilinmesi gereklidir.

 

Trafik kazası KTK’ nun 3. maddesinde, “karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve zararla sonuçlanmış olan olaydır” şeklinde tanımlanmıştır.

 

Kaza, zarara neden olan ani ve istenmeyen harici sebepler bütününü ifade eder.  Bir olayın trafik kazası olması için şu şartların gerçekleşmiş olması gerekir:

  1. a)     Olay karayolu üzerinde meydana gelmelidir.
  2. b)     Hareket halindeki en az bir araç olaya karışmış olmalıdır.
  3. c)      Olay sonucunda kişiye veya eşyaya ilişkin bir zarar doğmalıdır.
  4. d)     Olay ile zarar arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

 

Bu şartları taşıyan bir olay trafik kazası olarak değerlendirilir.

 

Kazaya işletilme halinde olmayan bir araç sebebiyet vermelidir. Kanun bu hüküm ile, işletilme konusunda aracın trafiğe çıkarılması görüşünü kabul etmiştir. Kazaya sebebiyet vermesi şartı ile, bir aracın sadece trafikte hazır bulunması işletenin sorumluluğunun doğması için yeterli görülmüştür. İşletilme halinde bulunmayan bir aracın sebebiyet verdiği her zarar için KTK’ nun bu hükmüne başvurulamaz. İşletenin bu hüküm uyarınca sorumlu tutulabilmesi için zararın, aracın trafikte hazır bulunması nedeni ile gerçekleşmiş olması gerekir [35] (şehirlerarası bir yolda gece vakti görülmesini sağlayacak bir işaret de taşımadığı halde yol kenarına park etmiş olan kamyonun bir trafik kazasına sebebiyet vermesi hali gibi). Bu nedenle trafikte bulunmayan, başka bir deyişle trafiği etkilemeyen bir aracın verdiği zarar nedeni ile işleten KTK. m. 85/3 uyarınca sorumlu tutulamaz (bir otomobilin, bir apartmanın altında bulunan garajda park halindeyken yanması ve apartmanda da zarara sebep olması hali gibi).

  1. Zarar gören, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını ispat etmelidir: 

Kaza işletenin kusuru nedeni ile meydana gelmiş olabilir. İşletenin hangi davranışlarını kusurlu olduğunu tayin için şu ölçüte başvurulur: işleten, içinde bulunduğu ortamda bulunan dürüst ve makul bir işletenin yapmayacağı bir davranışta bulunmuşsa bu durumda işletenin kusurlu olduğu kabul edilir [36].

 

Kazaya işletenin eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerden birinin kusurlu davranışı da sebebiyet vermiş olabilir. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu kişiler kavramına aracın sürücüsü, kullanması için kendilerine araç bırakılan kişiler ve işletenin aile üyeleri girer [37]. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu kişiler kazaya sebebiyet vermişse, ortada yine bir kusur sorumluluğu vardır ancak bu durumda işletene kurtuluş beyyinesi getirme imkanı tanınmamıştır[38]. İşletenin eylemlerinden sorumlu olduğu kişiler kazaya sebep olmuşlarsa, bunların kusurunu tayinde temyiz kuvveti ölçütüne başvurulur; kusurun olabilmesi için temyiz kuvvetinin bulunması şarttır [39].

 

  1. Zarar gören, kazaya araçtaki bir bozukluğun sebep olduğunu ispat etmelidir. 

Motorlu bir araç, tahsis edildiği kullanma amacına uygun şekilde, işletme ve trafik güvenliği açısından uygun bir şekilde üretilmemişse, gerekli tarzda donatılmamış veya bakılmamışsa bozuktur. Araçtaki bozukluğun güvenli bir şekilde işletilmesini engelleyen bir bozukluk olması gerekir [40]. Araçtaki bozukluğun imal veya tamir eden kişilerin, sürücü veya yardımcısı gibi kişilerin kusurundan kaynaklanmış olması önemli değildir. İşleten bozukluğun kendi kusurundan kaynaklanmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz [41]. Ancak işleten, zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusurlu davranışı ile aracı bozduğunu ve bu nedenle kazanın meydana geldiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir [42].

 

Kazanın oluşumuna gerek işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru gerekse araçtaki bir bozukluk sebep olsun, kazaya neden olan durumu ispat yükü zarar görene aittir [43]. İşleten kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru olmadığını veya kazaya araçtaki bir bozukluğun sebep olmadığını ispatlamak zorunda değildir.

 

  1. KAZADAN SONRA YAPILAN YARDIM FAALİYETİNİN SEBEP OLDUĞU ZARARLARDAN SORUMLULUK:

 

KTK’ nun 85/4 maddesi uyarınca, “İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir”.

 

Madde, motorlu bir aracın katıldığı bir trafik kazasından sonra, kendiliğinden yapılan yardım eylemleri ve çalışmaları dolayısıyla yardım edenlerin uğradığı zarardan araç işletenin sorumluluğunu düzenlemektedir. Bu hüküm uyarınca, işleten kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı üç durumda sorumlu tutulabilir:

 

  1. İşletenin kazaya kendisinin sebebiyet vermesi hali:

İşleten, trafik kazasını meydana gelmesine sebebiyet vermişse yani, işleten kazadan sorumlu tutulabiliyorsa bu durumda kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı sorumlu tutulabilir. Bu durumda işleten, yardım çalışmaları kendisine veya araçta bulunanlara yönelik olarak yapılmasa bile, yardımda bulunanların uğradığı zarardan, kazaya sebebiyet veren kişi olarak sorumlu tutulacaktır [44].

 

  1. Yardım çalışmalarının doğrudan doğruya işletenin kendisine veya araçta bulunanlara yönelik olarak yapılması hali:

            Bu ihtimalde işletenin sorumlu tutulabilmesi için yardım faaliyetleri işletenin doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yönelik olarak yapılmalıdır. İşletenin sorumluluğunun doğması için kazaya karışmış olması yeterlidir, kazaya sebep olması gerekmez [45]. İşleten kazanın oluşumuna sebebiyet vermemişse, sorumlu olduğu miktar için kazaya sebep olan kişiye rücu edebilir [46].

 

  1. Yardım çalışmalarının kazaya taraf olan üçüncü kişilere yönelik olarak yapılması hali:

Trafik kazasının oluşumuna sebebiyet vermesi şartıyla işleten kazaya taraf olan üçüncü kişilere yönelik olarak yapılan yardım faaliyetleri (kazaya sebebiyet veren işletenin çarptığı bir yayaya yönelik olarak yapılan yardım faaliyetleri gibi) nedeni ile yardımda bulunanların uğradığı zararı da tazmin etmekle yükümlüdür [47]. Buna karşılık işleten kazaya sebebiyet vermemişse, sadece yardım faaliyetlerinin kendisine veya araçta bulunanlara yapılması halinde yardımda bulunanların uğradıkları zararı tazminle yükümlüdür [48].

 

KTK’ nun 85/4 maddesi ile getirilen bu sorumluluk hali, hem m. 85/1 hem de m. 85/3 kapsamındaki kazalarda yapılan yardım faaliyetleri nedeni ile yardımda bulunanların uğradığı zararı kapsar [49]. İşletenin sorumlu olduğu zararlar yalnızca maddi zararlardır. KTK m. 85/4 hakime bir takdir hakkı tanımaktadır. Buna göre hakim, işletenin sorumlu olduğu tazminat miktarını, somut olayın özelliklerine göre serbestçe takdir eder.

            §.2. GENEL HÜKÜMLERE TABİ SORUMLULUK:

 

KTK, işletenin borçlar kanununun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerinin (m. 41 vd.) hangi hallerde uygulanacağını ayrı ayrı düzenlemiştir. Buna göre, işletenin genel hükümlere göre sorumlu olduğu haller şunlardır:

 

  1. İşletenin araçtan hatır için yararlanan kişilere karşı sorumluluğu:

 

KTK m. 87/1 uyarınca, “yaralanan veya ölen kişi, hatır için karşılıksız taşınmakta ise veya motorlu araç, yaralanan veya ölen kişiye hatır için karşılıksız verilmiş bulunuyorsa, işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu ve motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir”.

 

Araçtan hatır için yararlanma kavramı, bir kişinin ya ücretsiz taşınmasını ya da aracın bir kişinin kullanımına ücretsiz olarak bırakılmasını ifade eder. hatır için yararlanmanın mevcut olabilmesi için bu konuda işletenin rızası bulunmalıdır[50].

 

KTK’nun 87/1. maddesi uyarınca, hatır için ücretsiz olarak taşınan veya hatır için aracın kullanılması ücretsiz olarak kendisine bırakılmış kişi ölmüş veya yaralanmış ise, bu durumda araç işleten kusursuz olarak sorumlu tutulamayacaktır. İşletenin sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olup işleten öncelikle kendisinin zararın meydana gelmesi hususunda kusuru bulunmadığını ispat edecektir. Ayrıca zarar görenin ücretsiz olarak taşınan kişi olması halinde işleten, zararın (hatır için taşınan kişiler de dahil olmak üzere) üçüncü kişilerin kusurundan kaynaklandığını, zarar görenin aracı hatır için ücretsiz olarak kullanan kişi olması halinde ise, araçta bir bozukluk bulunmadığını, araçta bir bozukluk bulunsa bile bu bozukluk konusunda aracı kullanan kişiyi uyardığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir[51].

 

  1. İşletenin, yolcu beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşyalar dışında kalan eşyalara gelen zararlar nedeniyle sorumluluğu:

 

KTK m. 87/2’ye göre, “zarar görenin beraberinde bulunan bagaj ve benzeri eşya dışında araçta taşınan eşyanın uğradığı zararlardan dolayı işletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluğu da genel hükümlere tabidir”.

 

Yolcu beraberindekiler dışında kalan eşya kavramı ile, yolcunun seyahat esnasında beraberinde bulunması gereken eşyalar dışında kalan eşyalar kastedilmektedir. Bu eşyaların neler olması gerektiği hususu tartışmalı olmakla beraber, uygulamada belli bir limitin üstünde (örneğin 30 kg.) eşya ile seyahat eden yolcunun eşyalarından, bu limiti aşan kısmına bir zarar gelmesi durumunda bundan dolayı sorumluluğun genel hükümlere tabi olduğu kabul edilmektedir [52]. Ayrıca, zararın meydana geldiği anda eşyanın sahibi olan kişi araçta bulunmuyorsa (bir kolinin otobüsle bir başka şehre gönderilmesi hali gibi) bu durumda zarardan doğan sorumluluğun genel hükümlere tabi olduğu konusunda bir tartışma yoktur.

 

KTK’nun bu hükmü  uyarınca, yolcu beraberindekiler dışında kalan eşyalara gelen zararlar nedeni ile araç işleten, KTK gereği kusursuz olarak sorumlu tutulmamaktadır. Bu şekilde meydana gelen zararlardan sorumluluk eşya taşınmasına ilişkin hükümlere tabidir (TTK.m.781 vd.) [53].

 

İşleten, zararın meydana gelmesinde kusuru bulunduğu takdirde BK. m. 41 vd. uyarınca sorumlu tutulabilecektir. İşletenin kusuru bulunmamakla beraber, istihdam ettiği kişilerin kusuruyla zarar meydana gelmişse bu takdirde işleten, BK. m. 55 gereğince sorumlu tutulabilir [54].

  1. İşletenin, aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bildiği halde araca binen kişilerin uğradığı zararlardan sorumluluğu:

            KTK. m. 107/2 uyarınca, “Aracın çalındığını veya gasbedildiğini bilerek binen yolculara karşı sorumluluk, genel hükümlere tabidir”.

Maddede belirtilen işleten kavramının neyi ifade ettiği beli olmamaktadır. Biz kanunun burada işleten kelimesi ile gerçek işleteni ifade ettiğini düşünüyoruz. Çünkü KTK’nun 107/1. maddesinde,  “bir motorlu aracı çalan veya gasbeden kimse işleten gibi sorumlu tutulur” denilmek sureti ile, farazi işleten olan hırsız ve gasıp, gerçek işleten gibi kusursuz olarak sorumlu tutulmuştur.

KTK, aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bilerek araca binen kişilerin uğradığı zararlar nedeni ile (gerçek) işleteni kusursuz olarak sorumlu tutmamış, işletenin sorumluluğunu Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine (m. 41 vd.) tabi tutmuştur. Buna göre, işletenin zarardan sorumlu tutulabilmesi için öncelikle zarar görenin çalınan veya gasbedilen araçta yolcu olarak bulunması ve aracın çalınmış veya gasbedilmiş olduğunu bilmesi gerekir. Aracın çalınmasında veya gasbedilmesinde kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmadığını ispat eden işleten sorumluluktan kurtulacaktır[55].

  1. Motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluğu:

KTK’nun tanımlar başlıklı 3. maddesinde motorlu bisiklet, “silindir hacmi 50 cm³’ü geçmeyen, içten patlamalı motorla donatılmış ve imal hızı saatte 50 km.’ den az olan bisiklettir” şeklinde tanımlanmıştır.

Kanunun 103. maddesinde de, motorlu bisiklet sürücülerinin hukuki sorumluluklarının genel hükümlere tabi bulunduğu belirtilmiştir.

KTK’nun bu hükümlerine göre, motorlu bisikletlerin neden oldukları zararlardan dolayı sorumluluk genel hükümlere (BK. m. 41 vd.) tabidir.

  1. Manevi tazminat talepleri:

KTK’nun 90. maddesi uyarınca, “manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır”. Bu hüküm uyarınca, bir motorlu aracın neden olduğu manevi zararlardan doğan sorumluluk Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine (m. 47) tabidir.

  1. Aracın uğradığı zarardan doğan sorumluluk:

KTK. m. 87 uyarınca, “…motorlu aracın maliki ile işleteni arasındaki ilişkide araca gelen zararlardan dolayı sorumluluk, genel hükümlere tabidir”.

Bu hüküm kapsamına aracın farazi işletenlere devri halinde, aracın bu kişilerde bulunduğu sırada uğradığı zararlar girer. KTK’nun bu hükmü karşısında araç maliki, işleteni kusursuz olarak değil, kusur ilkesine göre sorumlu tutabilecektir. Malik işleteni, aralarında bulunan sözleşme (ariyet, kira, rehin vb.) uyarınca da sorumlu tutabilecektir [56].

Maddede belirtilmemesine rağmen, aracı kullanan kişinin, araç maliki veya aracın işleteninin uğramış olduğu zararlardan dolayı sorumluluğu da genel hükümlere tabidir [57].

  • .3. BİRDEN ÇOK İŞLETENİN SORUMLULUĞU [58]
  1. Birden çok işletenin birbirlerine verdikleri zararlardan sorumlulukları:

İki veya daha çok kişinin birbirlerine verdikleri zararlar nedeniyle birbirlerine karşı sorumlu olmaları sorumlulukların çatışması olarak nitelendirilir. KTK açısından sorumlulukların çatışması durumunda, işletenlerden tamamı zarara uğrayabileceği gibi, yalnız birinin zarar görmesi de mümkündür.

KTK işletenlerin birbirlerine karşı sorumluluklarını 89. maddede özel bir hükümle düzenlemiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için, zarara farklı işletenlere ait araçların neden olması ve ayrıca işletenlerin KTK m. 85 uyarınca sorumlu tutulabilmeleri gerekir. Ayrıca, hükmün uygulanabilmesi için işletenlere ait araçların birbirine temas etmiş olması gerekmez. Zarara işletenlerden birinin aracının sebep olması yeterlidir.

KTK 89. maddede kişiye ilişkin zarar ile eşyaya ilişkin zararı ayrı ayrı düzenlemiştir. Buna göre:

Kişiye ilişkin zarar:

Farklı işletenlere ait araçların verdiği kişiye ilişkin (vücut bütünlüğünün ihlali ve ölüm) zararlar, KTK m. 89/1 hükmüne göre, işletenler arasında kusurları oranında paylaştırılır. İşletenlerden biri kusursuz, diğeri kusurlu ise kusurlu işleten kural olarak zararın tamamından sorumludur. İşletenlerden hiçbirinin kusuru yoksa bu durumda araçların işletme tehlikeleri birbirine eşit sayılarak zarar işletenler arasında eşit olarak bölüşülür.

Kanunun 89. maddede “araçların işletme tehlikesi başka türlü paylaştırmayı haklı göstermedikçe” şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Bunun anlamı, zararın doğumuna neden olan araçların işletme tehlikeleri farklı ise işletenlerin sorumluluğunun da bu tehlike oranında ayarlanacağıdır. Motorlu taşıtların işletme tehlikeleri bu araçların ağırlıklarına, hızlarına, uzunluk ve genişliklerine, sürücülerinin durumlarına veya araçların bozuk olup olmamasına göre değişir. Bir akaryakıt tankeri ile bir otomobilin işletme tehlikesi aynı olmadığı gibi, sürücüsü sağlıklı olan bir aracın verebileceği zarar ile seyir halindeyken sürücüsü sara nöbeti geçiren bir aracın verebileceği zarar da aynı değildir. bu bakımdan işletenlerden biri kusursuz olsa bile aracının işletme tehlikesi daha fazla olduğu için zararın bir bölümünden sorumlu tutulabilir. Veya iki işletenin de aynı oranda kusurlu olması halinde ya da işletenlerden ikisinin de kusursuz olması halinde, işletme tehlikesi daha fazla olan aracın işleteni daha fazla tazminat ödemeye mahkum edilebilir. İşletme tehlikesine göre tazminat ayarlaması yapılırken, araçların genel işletme tehlikeleri değil, somut olayın meydana gelmesine etki eden tehlikeleri göz önüne alınmalıdır. Ayrıca, bu kuralın uygulanabilmesi için diğer işletenin aracının işletme tehlikesinin daha fazla olduğunu iddia eden işletenin bu durumu ispatlaması gerekir.

Eşyaya ilişkin zarar:

Eşyaya ilişkin zararlarda işletenlerden birinin diğer işletenin zararından sorumlu tutulabilmesi için kusurunun bulunması gerekir. İşletenlerin eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusurları da kendi kusuru  olarak kabul edilir. Bir tüzel kişi işleten konumunda ise, araç sürücüsünün kusurlarından MK. M. 48/2 uyarınca tüzel kişi sorumlu tutulur. Eşyaya ilişkin zarar işletenlerin araçlarının veya diğer eşyalarının hasara uğraması veya yok olmasından doğabilir.

İşletenlerden her ikisi de kusurluysa zarara kusurları oranında katlanırlar. İşletenlerden biri kusurlu diğeri kusursuzsa bu durumda kusurlu işleten zararın tamamını tazminle yükümlüdür. İşletenlerden hiçbiri kusurlu değilse bu durumda her işleten kendi zararına katlanacaktır. Eşyaya ilişkin zararlarda araçların işletme tehlikeleri göz önüne alınarak tazminatın ayarlanması yoluna başvurulamaz.

Müteselsil sorumluluk:

            Birden çok işletenin zarar gören işletene karşı tazminatla yükümlü bulunması mümkündür. Böyle bir durumda işletenler zarar gören işletene karşı, verdikleri zarardan dolayı müteselsil sorumlu olurlar. Ancak  tazminle yükümlü işletenlerin müteselsil sorumlu tutulabilmeleri için zarara kusurları ile sebebiyet vermiş olmaları gerekir. İşletenlerden biri kusurlu değilse veya KTK m. 86 uyarınca sorumluluktan kurtulmuşsa bu durumda müteselsil sorumlu olmayacaktır.

  1. Birden fazla zarar verenin üçüncü kişiye karşı sorumluluğu:

KTK. m. 88/1 uyarınca, “Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur”. Maddenin uygulama alanı yalnız işletenleri değil, işleten dışında bulunan diğer zarar verenleri de kapsar. Bu nedenle zarar verenlerin biri işleten diğeri yaya, hayvan vb. olabilir. Bu bakımdan müteselsil sorumluların tamamı işleten olabileceği gibi bir kısmı işleten olmayabilir.

Burada zarar gören bir üçüncü kişi olmalıdır. Zarara sebep olan olaya karışanlardan her birinin zarar görene karşı sorumlu olması gerekir. Bu nedenle KTK m. 86/1 uyarınca sorumlu tutulamayan bir işleten müteselsil sorumlular arasına girmez. Ayrıca zarar verenlerden biri, bir tazminattan indirim sebebinden yaralanmaktaysa bu durumda indirilmiş miktar üzerinden müteselsil sorumlu olur.

  • .4. TAZMİNATIN AZALTILMASI, SORUMLULUĞA İLİŞKİN ANLAŞMALAR, ZAMANAŞIMI
  1. Tazminatın azaltılması:

Araç işletenin sorumlu olduğu zararın doğumuna veya zararın artmasına zarara uğrayanın kusuru etkili olmuşsa bu durum tazminattan indirim sebebi olarak göz önüne alınabilir [59]. KTK’nun 86/2 bu konuda özel bir düzenleme yapmıştır. Buna göre “sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir”.

Maddede belirtildiği üzere, zarar görenin kusuru mevcutsa hakim tazminattan indirim yapabilir. Zarar görenin kusuru hafif kusurdur. İşleten zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispatlamak zorundadır. Eğer bu kusur illiyet bağını kesecek nitelikte ise bu durumda işleten zaten sorumluluktan kurtulacaktır. Diğer bir hususta hakime sadece tazminattan indirim yetkisi verilmesidir. Zarar görenin kusuru ne kadar ağır olursa olsun hakim tazminat talebini (BK.m. 44’te olduğu gibi) ret yetkisine sahip değildir. Diğer bir konu ise işletene üçüncü kişinin kusuruna dayanarak tazminattan indirin yetkisi verilmemiş olmasıdır.

  1. Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar:

KTK. m. 111/1 uyarınca KTK’nda öngörülen sorumluluk hallerini kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.

Yine KTK’nun 111/2 maddesi uyarınca, “tazminat miktarlarına ilişkin olup da, yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir”.  Buradaki süre bir hak düşümü süresidir ve anlaşmanın ve uzlaşmanın yapıldığı tarihten itibaren başlar [60].

  1. Zamanaşımı:

KTK. m. 109 uyarınca, “motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha  uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir”.

KTK’nun bu hükmü ile kanunun sistematiğine de uygun olarak yalnız maddi tazminat talepleri için zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Zira manevi tazminat talepleri KTK m. 90 uyarınca genel hükümlere tabidir. manevi tazminat talepleri için BK.m. 60/1’deki 1 ve 10 yıllık süreler göz önüne alınacaktır.

KTK 109/2. madde ile öngörülen ceza zamanaşımı, fiilden hem hukuken hem de cezaen sorumlu olan kişiler için uygulanır. Yalnız hukuken sorumlu olan kişiler hakkında ceza zamanaşımı süresi uygulanmaz, bu kişiler hakkında maddenin birinci fıkrasında öngörülen süreler uygulanır.

KTK ile belirlenen bu zamanaşımı sürelerinden iki yıllık olanı zarar görenin zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten, on yıllık olanı ise zararın meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar. İki yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayabilmesi için hem zararın meydana geldiğini hem de sorumluyu öğrenmesi gerekir. Bunlardan birinin bilinip diğerinin bilinmemesi zamanaşımı süresinin başlamasını sağlamaz [61]. Buradaki süre, teknik anlamda bir zamanaşımı süresi olduğu için Borçlar Kanunu’nun zamanaşımının durması ve kesilmesine ilişkin hükümler de uygulanır[62].

KTK.m. 109/4 uyarınca zarardan birden fazla kişi sorumlu olup da bunlardan biri zararı tazmin etmiş ise diğer sorumlulara rücu hakkı için de iki yıllık bir zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre, rücu hakkına sahip olan kişinin tazmin yükümlülüğünü tam olarak yerine getirdiği ve rücu edeceği kişiyi öğrendiği tarihten itibaren başlar[63].

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir